Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon AD Öğretim Üyesi
Osteoporoza bağlı kırıklar toplumda önemli ekonomik ve iş gücü kaybına neden olmaktadır. Dünya nüfusu yaşlandıkça kırıklarla ilişkili maliyet ve sağlık yükü giderek artmakta ve önemli bir halk sağlığı problemi haline gelmektedir. Osteoporoz hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. Çünkü önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak osteoporozlu veya düşük kemik yoğunluklu hastaların yaklaşık yarısı bunun farkında değildir, çoğu kez farkına varılmadan ilerleyen bir hastalıktır. Başka bir deyişle "Osteoporoz kemikleri tüketen sessiz bir hırsızdır!". Bu tanımlama; hastalığın, çoğunlukla kırıklar oluşuncaya kadar bir belirti oluşturmaması nedeniyle yapılmaktadır.
Osteoporoz sanılanın aksine yaygın bir ağrı nedeni değildir. İlk belirtisi, hafif bir düşme ya da çarpmadan sonra bir kemikte (özellikle omurga, el bileği ve kalça) kırılma veya yıllar içinde artan boy kısalması (omurlarda görülen çökme kırıklarının yol açtığı) olabilir. Kemiğin normal gelişim basamaklarına bakıldığında, doğru beslenen ve yeterli fiziksel aktivite yapan bir kişide, otuzlu yaşlarına kadar kemik sağlıklı bir şekilde kütlesel olarak artar. Kemik kütlesinin geldiği bu tepe noktasına doruk kemik kütlesi denir. Ardından kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Kadınlar yaşamları boyunca, kemik kütlelerinin %30-40’ını, erkekler ise %20-30’unu kaybederler. Özellikle menapoz sonrası dönemde, kadınlarda östrojen hormonunun kemiği koruyucu etkisinin azalması sonucu, kemik kaybı çok hızlanır. Ancak Osteoporoz sanılanın aksine bir kadın hastalığı değildir.
Osteoporoz tanısı kemik yoğunluğu ölçümü ile konur. Kemik yoğunluğu ölçümü bir hekim tarafından kişinin osteoporozla ilgili klinik değerlendirilmesi(risk faktörleri vb. ) yapıldıktan sonra başvurulan bir tetkiktir. 65 yaşın altındaki kadınlar ve 70 yaşın altındaki erkeklerden osteoporoz risk faktörlerinden birini taşıyan, 65 yaşın üzerindeki kadınlar ve 70 yaşın üzerindeki erkekler, hafif bir travma sonucu kemiğinde kırık oluşan kişiler, herhangi bir nedenle 3 aydan uzun süren kortizon tedavisi görenler ve Osteoporoz riskini arttıran herhangi bir hastalığı bulunanlar da (romatizmal hastalık, mide barsak sisteminde emilim bozukluğu, tiroid hastalığı gibi) kemik yoğunluğu ölçümünün 1 veya 2 yıllık aralarla yapılması yeterlidir. Kemik yoğunluğu ölçümünün yanı sıra bazı kan ve idrar tahlilleri ve omurganın radyolojik olarak görüntülenmesi de tanıya yardımcı olmaktadır.
Osteoporozun ilaç ve ilaç dışı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Ancak OP tedavisindeki en önemli basamak; oluşmasının ve/veya ilerlemesinin önlenmesidir. Korunma önlemlerinin ilk sırasında da beslenme ve egzersiz gelmektedir.
Uygun beslenme ve egzersiz programları kemik sağlığının sürdürülmesi dışında denge, koordinasyon ve esnekliği artırıp düşmelerden de korunma sağlar. Osteoporoz için en faydalı egzersizler kişinin kendi vücut ağırlığıyla ve yerçekimine karşı yapılan egzersizlerdir. Doktor önerisi ve kontrolünde yapılması gereken sırt kaslarına germe, gevşeme, duruş ve denge egzersizleri ile solunum egzersizlerine ek olarak, her gün ya da haftada 3-4 kez, en az 15-20 dakika arası açık havada yürüyüş, yerçekimine karşı yapılan ritmik hareketleri içeren bir aktivite olan dans, kişinin kasları arasındaki koordinasyonu sağlayan postür ve denge üzerinde olumlu etkileri olan yüzme de kemikler için oldukça faydalı egzersizlerdir.
Osteoporoz riskini büyük ölçüde azaltacak uygun bir beslenme programı kalsiyum ve D vitamini bakımından zengin olmalı, yeterli miktarlarda B,C, K vitamini vb. de içermeli, sodyum miktarı az olmalıdır. Aşırı kahve ve alkolden kaçınılmalıdır. İskeletin hızla büyümekte olduğu çocukluk ve ergenlik döneminde, gebelik ve emzirme sırasında ve menopoz sonrası dönemdeki kadınların ve yaşlı erkeklerin daha fazla kalsiyuma ihtiyaçları vardır. Süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi yağ oranı düşük süt ürünleri, brokoli, pazı ve ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, fındık, pekmez, deniz ürünleri, badem, portakal suyu, tahıllar ve ekmekler zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Tüm erişkinlerin günde yarım litre süte eşdeğer miktarda kalsiyum alması önerilir. En Önemli D vitamini kaynağı güneş ışınlarıdır.. Yeterli D vitamininin alınması için günde 15 dakika yüz, kol ve ellerin güneş ışığını alması gerekir. Ayrıca deniz ürünleri de D vitamininden zengindir. Yeterli miktarda alınması için beslenmede deniz ürünlerine yer verilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, OP önlenebilir bir hastalıktır. En önemli yaklaşım ise bu hastalık hakkında bilinç düzeyinin arttırılması ve uygun yaşam tarzı (beslenme ve egzersiz) ile gelişiminin önlenebilmesidir.