Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Göğüs Cerrahisi AD Öğretim Üyesi
Endokrin sistem yani troid, pankreas gibi sistemler ya da dolaşım sistemi, kalp, solunum sistemi, akciğerler fazlasıyla obeziteden etkilenmektedir. Sindirim sistemi dediğimiz zaman yemek borusu, mide, karaciğer başta olmak üzere bütün bu organlar obeziteden olumsuz etkilenmektedir. Bu olumsuz etkilenmeler sonrasında da bireylerde en başta insülin direnci, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, reflü, safra kesesi taşı, karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalık ortaya çıkmaktadır.
İşte bu hastalıklar sonrasında, obez bireylerde bazı kanserlerin daha fazla olduğu görülmektedir. Örneğin; normal kilodaki kişilere göre obez ya da şişman olan bireylerde menenjiom gibi beyin tümörlerinin ve tiroid kanserlerinin daha fazla olduğu görülmektedir. Özellikle reflü ile yakından ilişkili olarak, yemek borusunda adenokarsinomlarının ve mide kanserlerinin obezlerde daha fazla görüldüğü de bilinen bir gerçektir. Pankreas kanseri, kalın bağırsak kanserleri şişman ya da obez bireylerde daha çok görülmektedir. Kadınlarda ise, özellikle troid kanseri ve meme kanseri, endometrium ve over kanseri obez kadınlarda normal kilolu kadınlara göre daha fazla görülmektedir.
Yapılan çalışmalarda obez kadınlarda meme kanseri görülme oranının normal kiloda olanlara göre %40 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu gerçekten önemli bir orandır. Bunun yanı sıra kilolu erkeklerde prostat kanserinde önemli bir artış görülmüştür ya da obez erkek bireylerde prostat kanseri daha yüksek oranlarda görülmektedir. Çevresel kanser nedeni ise, günümüzde sigaradır. Ancak obezitedeki bu artışı göz önünde tutarsak, yakın bir gelecekte en önemli çevresel kanser nedeninin obezite olacağını söylemek hiç de abartılı bir görüş değildir. Çünkü obez bireyler, dengeli beslenmeye başladığı zaman ya da düzenli egzersizler yaparak normal kilolara düştüğü zaman bu kişilerde obezlere göre kanserin sıklığının azaldığı, yani artmış olan o riskinin azaldığı gözlemlenmiştir. Bu nedenle, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, obezite önemli bir kanser etkenidir ve obezite ile mücadele konusu toplumlar tarafından çok önemsenmelidir.
Obezite günümüzde önemli bir sağlık sorunudur ve gelecekte de bu sorunun büyük bir hızla artacağı düşünülmektedir. Obezite de en önemli etken bilindiği üzere beslenme alışkanlıklarıdır ve obezite ile mücadelede beslenme alışkanlıklarının disipline edilmesi ailelere öğretilmeye çalışılmaktadır.
Obezitede elbette pek çok cerrahi teknik, diyet yöntemleri var ancak en önemlisi ailede öğrenilen beslenme alışkanlığıdır. Çocuklarımıza doğru bir beslenme alışkanlığı verirsek hem onları obeziteden korumuş oluruz, hem de obezitenin getirmiş olduğu kanser riskinden korumuş oluruz. Bu anne-baba olarak bizim önemli bir görevimiz aynı zamanda önemli toplumsal bir sorumluluktur.
Yemek borusu kanserleri ile obezite arasında yakın bir ilişki var. Özellikle yemek borusunun adenokarsinomları ile obezite arasındaki ilişki çok yakındır. Yine son zamanlarda yemek borusunun adenomlarında çok büyük bir artış söz konusudur. Aynı şekilde son 40 yıla baktığımız zaman obezitede de çok büyük oranlarda artış görülmektedir. Obezite sıklığı ile kanser sıklığı oranları birbiri ile yakın gitmektedir. Bu durum araştırıldığı zaman obez hastalarda sıklıkla reflü problemi olduğu da görülmektedir. Yemek borusu adenokarsinomları ile obezitenin kesişme noktası reflü problemidir. Obez hastaların büyük bir çoğunluğunda reflü görülmektedir.
Mide asidi ve yiyeceklerin yemek borusuna doğru geri kaçmasıdır. Bildiğiniz gibi mide içeriği asitten oluşuyor. Midenin asit içeriği yemek borusuna geçtiği zaman, yemek borusunun içeriğindeki doku aside dayanıklı olmadığı için yemek borusunda bir yangıya neden oluyor. Mideden gelen asidin yemek borusunun iç yüzeyini yakmaması için bir savunma mekanizması geliştiriyor. Yemek borusunun içerisindeki aside dayanıklı hücreler, yemek borusuna doğru gelişmeye başlıyor. Yemek borusunun içerisi bir yapı ile kaplanıyor. Ancak tıpta şunu da biliyoruz ki eğer bir doku olması gerekenden farklı bir yerde ise, o zaman bunun kötü hücrelere dönüşme olasılığı artıyor.
İşte obezitede reflünün fazla olması, reflünün yemek borusuna da mide dokusuna benzeyen bir dokunun gelişmesi ile birlikte, bu hücreler gelişerek yemek borusunda kanser riskine neden oluyor. Normal vücut ağırlıklı bireylerde vücut indeksi eğer %30’ların üzerine çıkarsa, kişi aşırı obez olmasa bile bu kişilerde yemek borusunun adenokarsinomlarının yaklaşık 16 kat artmış olduğunu görüyoruz.
Obezite, bahsettiğimiz hastalıkların yanı sıra yemek borusunun da kanserinde önemli oranlarda artışa neden oluyor. Elbette yalnızca obezite ile birlikte olan reflü yemek borusunun adenokarsinomlarını arttırmıyor. Yemek yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler, daha rafine gıdaların yenilmesi bütün bunlarda hem reflüyü arttırıyor hem de kanser riskini arttırıyor. Yani obezite, yemek borusu kanserini arttırıyor. Can boğazdan gelmiyor. Sağlıklı olmak için dengeli beslenmek, yeterince besin almak gerekli ama aşırısı ne yazık ki yemek borusu kanserlerine özellikle adenokanserlere neden oluyor. Bu konuda dikkat etmek gerekiyor.
Obezite, hem ameliyat sürecini, hem de hastalar için ameliyat sonrası dönemi etkilemektedir. Bu durum gerçekten çok önemli bir sorun teşkil etmektedir. Çünkü Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalarda Türk toplumunun 3/1’i kilolu, 3/1’i ise aşırı kilolu ve yine bu yaptığı çalışmadan bildiğimiz üzere Türk toplumunun %65’inde fazla kilo sorunu var. Bu da, daha çok sayıda obez, kilolu ya da aşırı kilolu hastayla karşılaşmak ve bu hastalara sağlık sorunlarında cerrahi tedavi yapmak durumunda kalmak anlamına gelmektedir.
Ameliyat sırasında kullanılan minimal invaziv cerrahi aletlerinin cerrah ellerine göre daha uzun olması ya da robotik cerrahinin kolları daha fonksiyonel olması veya damar mühürleme araçları ya da otomatik dokuyu diken araçlarla ameliyat alanı içerisinde, obez hastalardaki sorunu teknolojinin de desteği ile yüksek oranda aşabilmek mümkün olabilmektedir. Bu teknolojik gelişmeler, sorunun başarılı aşılmasında çok önemli katkılardır. Ancak kendisi ya da bir yakını ameliyat olmuş olan bireyler varsa şunu çok iyi biliyorlar ki, ameliyattan bir gün sonra kontrole geldiği zaman ameliyatı yapan cerrah “kalkıp dolaştın mı?” diye hastaya soru sormaktadırlar. Çünkü ameliyat sonrasında erken dönemde yaşama katılmak için hastanın kalkıp dolaşması gerekmektedir.
Dolaşım sistemi ile bütün kanın vücutta dolaşması ve bizim pulmoner emboli dediğimiz akciğer pıhtılarından hastayı korumak, aynı zamanda da etkin bir şekilde öksürerek hastanın akciğerlerindeki birikmiş olan salgıları dışarı atması, bağırsak hareketlerinin yeniden (hasta ameliyat edilirken verilen ilaçlar bağırsak hareketlerini yavaşlatıyor) hareketle birlikte sindirim sisteminin çalışmaya başlaması, yani yeniden metabolizmanın normal düzeye gelebilmesini sağlamak için ameliyat sonrası hareket etmek çok önemlidir. Ancak obez hastalarda ameliyat sonrası bu süreç biraz daha zorlu olmaktadır ya da istenilen seviyede olmamaktadır. Bu da ameliyat sonrası risklerini arttırmaktadır. Ayrıca obez hastalarda; şeker hastalığı, yüksek tansiyon ya da diğer kronik sorunların olması da ameliyat sonrasında hastanın erken dönemde dolaşması, toparlanmasını etkilemektedir. Obezite ameliyat sürecini ve ameliyat sonrasını gerçekten güçleştiren önemli bir etkendir. Zayıf hastalarda da elbette cerrahi sonrası risk artışı söz konusudur. Ameliyat riskleri konusunda daima normal kilodaki kişileri referans almak gerekmektedir.