Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Üroloji AD Öğretim Üyesi
ABD’de, yılda 200 bin civarında insan prostat için tarama programını yaptırmaktadır ve 30-35 bin civarında insan da bu hastalıktan dolayı hayatını kaybetmektedir. Genel olarak kanserlerde tarama programlarının çok sık uygulanmasında yarar vardır. Taramalarda taramayı gerçekleştirecek lojistik ağa sahip olmak ve tarayacak aracın ucuz, uygun ve kullanılabilir olması da önemlidir.
Prostat kanserinde elimizde tarama için kullandığımız temel araç kanda baktığımız PSA tetkikidir. Bilinçlenen halk artan oranlarda bu tetkiki yaptırmaktadır ve bu tetkiki yaptırmakla erken teşhişe varmak konusunda faydalı etkileri görmektedirler. Tarama ile birlikte temel amaç tanıyı erken aşamada koymak ve geri dönüşsüz, öldürücü aşamaya gelmeden hastalığı teşhis edip, tedavi edebilmektir. Bunu yaparken de doğru bir grubu taramak önemlidir. Herkesi taramak yanlış olacaktır. Çünkü bundan fayda görmeyecek insanları tarama dışında tutmak gerekmektedir. O nedenle taramayı mutlaka ilgili doktor ile birlikte kişilerin öyküsünü değerlendirerek yapmakta fayda vardır.

Prostat sorunu düşünülen hastalarda veya taramalarda PSA testinin kime, ne zaman yapılacağı önemlidir. PSA’ nın seviyesinin yükselmesinin neyi ifade ettiği, prostat kanserinin tanısında yenilikçi teşhis unsurların neler olduğu da önemlidir.
PSA testi, 80’li yıllarda uygulanmaya başlanmıştır. Bir devrim niteliğinde olan PSA testi, çok kolay ölçülebilen ve her yerde ulaşılması mümkün olan, kanda bakılan bir proteinden ibarettir. Bu tetkikin yapılmaya başlanması ile birlikte prostat kanserinin tanı oranında da belirgin bir artış gözlenmiştir.
Bu tanının yaygınlaşması ile beraber 90’lı yıllardan itibaren prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında da çok anlamlı bir azalma gözlenmiştir. PSA testi mucize gibi bir test görünmesine rağmen mükemmel bir test değildir. Çünkü kanda PSA değerinin yükselmesi pek çok durumda söz konusu olabilir. PSA yükselmesi kansere veya organa özgü bir test değildir. O nedenle yapılan testte PSA değerinin yüksek bulunması kişinin prostat kanseri olduğu anlamına gelmemektedir.
Hastaların birçoğu PSA yüksekliğinden korkarak hekimlere başvurmaktadırlar. Kanda PSA yüksekliği demek, prostat ve herhangi bir hastalıkla ilgili bir durum olduğunu ifade etmektedir. Örneğin, iyi huylu prostat büyümesi pekâlâ PSA yüksekliği yapabilir. Prostat iltihabı prostatit de pekâlâ PSA yüksekliği yapabilir. Hatta cinsel ilişkiden sonra da PSA değeri yükselebilir. Çok etkilenen bir durum ama prostat kanserinde tabiî ki PSA yüksekliği en azından araştırılmak üzere anlamlıdır. PSA yüksekliği olan hastalarda derin bir araştırma yaparak PSA değerinin neden yükseldiğini ortaya koymakta fayda vardır.
Günümüzde hızla gelişen tanı yöntemleri bu konuda hekimlere çok fazla katkı sağlamaktadır. Tekrar vurgulamak gerekirse her hastaya devamlı PSA taraması yapmak doğru değildir ve hastaları çözmek gerekmektedir.
40 yaşından önce hiçbir erkeğin PSA testi yaptırmasına gerek yoktur. 45 yaşından önce ise ancak ailede prostat kanseri hikâyesi varlığında bu test yaptırılabilir. Genel olarak önerilen ise 50 yaşından sonra bakılması yönündedir. Yaşam beklentisi burada çok önemlidir. Yaşam beklentisi düşük, başka kanserleri ve çok ciddi organ yetmezlikleri olan hastalarda, öldürücü olmayan potansiyeli düşük bir kanser tanısı koymak da doğru değildir. O yüzden, bu taramayı ürolog hekimlerle birlikte yapmakta fayda vardır.
Tanı yöntemleri günümüzde özellikle çok önemli yer tutmaktadır. Burada prostat MR’ı en önemli gelişmiş yöntemlerden bir tanesi olarak kullanılmaktadır. MR’ın en önemli faydası ise detaylı prostat dokusu değerlendirmesi yanında görüntüleme eşliğinde biyopsi yapabilme imkânı olmasıdır.
Prostat kanserindeki en büyük problem genel olarak yapılan biyopsinin kanserli dokuyu görmeden, organın belli bölgelerinden yapılmasıdır. Ama MR ile birlikte prostat kanseri olan bölge görüntülenebildiği için, kanser ile ilgili bölgeden lokal olarak parça alabilme imkanı olması ve bu da yapılan biyopsinin daha çok tanısal değerini ortaya koymaktadır.
Birçok görüntüleme yöntemleri hala gelişmekte ve uygulamalara katılmaktadır. Tanısal yöntemler, psma pet dediğimiz tüm vücudun değerlendirildiği görüntüleme yöntemleri de gitgide yaygınlaşmaktadır. Prostat kanseri konusu çok dinamik bir alandır. Bu konuda çok ciddi ilerlemeler söz konusudur ve önümüzdeki zaman dilimi içerisinde ilerlemelerin daha da artacağı beklenmektedir.
Ameliyatlarda robotik cerrahinin gelişimi çok değerlidir. Ancak onkolojik olarak ya da fonksiyonel sonuçlara yönelik olarak çok fazla değişimi izlenmediğini de söylemek mümkündür. Minimal invaziv cerrahi uygulamaları çok doğru uygulamalardır, ama burada esas önemli olan operatörünün yeterliliği, yani cerrahın yeteneğidir. Robot ile kötü bir ameliyat olmak yerine, açık yöntem ile iyi bir ameliyat olmak her zaman daha iyidir.
Robotun en büyük avantajı; erken dönemdeki kanser vakalarındaki tedavi konforu, kesi yerinin küçüklüğü, kanamanın az olmasıdır. Uzun dönemde ise erken dönemde uygulama avantajları artık olmayacağı için hastalar için sağ kalım, fonksiyonel sonuçlar açısından anlamlı olmayacağını söylemek mümkündür.
Bilmemiz gereken diğer bir durumda, cerrahi dışındaki tedavilerdeki gelişmelerdir. Tedavi anlamında her şey cerrahi demek değildir ve birçok seçenek söz konusudur. Bunlardan bir tanesi mesela; ışın tedavisi veya radyoterapi prostat kanserinde çok eski zamanlardan beri uygulanmaktadır. Son yıllarda özellikle, hedefe yönelik yani görüntüleme eşliğinde yapılan ışın tedavilerinde ışın dozu sorunlu alana daha yüksek miktarda, kontrollü olarak verilebilmektedir. Bu sayede daha kısa sürede daha başarılı tedaviler gerçekleştirilebilmiştir