Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kardiyoloji AD Öğretim Üyesi
Kalp-damar hastalıklarına yol açan risk faktörlerinden yaş ve genetik yatkınlık değiştirilemeyen risk faktörleri arasındadır. Diğer taraftan sigara, hipertansiyon, diyabetes mellitus (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği gibi ana risk faktörleri ve ek olarak hareketsiz yaşam, kilo artışı gibi dolaylı olarak etkide bulunabilecek risk faktörleri düzeltilebilir nedenler arasındadır. Bu açıdan iyi haber INTERHEART adındaki uluslararası bir çalışmanın sonuçlarından elde edilmiştir. Şöyle ki; bu çalışma kalp krizlerinin %90’ının düzeltilebilir faktörlere atfedilebileceğini göstermiştir. Dolayısıyla risk faktörlerine yönelik etkin tedbirlerin alınması bu hastalıkları önlemede ana hedefimiz olmalıdır.
Risk faktörlerinin yoğunluğu ülkelere göre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde yakın zamanda yapılan TURKMI adlı çalışma, kalp krizi geçirenlerin yarısına yakınında hipertansiyon ve sigaranın ana risk faktörü olduğunu göstermektedir. Yaşa göre bir değerlendirme yapıldığında, genç yaşta kalp krizi geçirenlerde büyük ara farkla en önemli risk faktörünün sigara olduğu görülmektedir. 40-50 yaş sonrasında da sigara önemli bir risk faktörü olmaya devam etmekte, ancak yaşla birlikte sıklığı artan hipertansiyon ve diyabet gibi risk faktörlerinin etkileri de ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın gösterdiği diğer bir bulgu da erkeklerde kalp krizinin kadınlara göre yaklaşık 8-9 yıl kadar daha erken görülmesidir. Burada cinsiyete özgü bir riskin yanı sıra, sigara kullanımının erkeklerde yaklaşık 3,6 kat daha fazla olmasının da katkısı ön planda gibi görünmektedir.
Kalp damar hastalığına bağlı ölüm riskini azaltmada etkin olan diğer faktör ise bu hastalığa sahip kişilerde etkin tedavilerin uygulanmasıdır. Bu hastalıklardan biri ve en ölümcül olanı olan kalp krizi hastalarında yapılan TURKMI çalışması, kalp krizi geçirenlerde verilen tedavilerin ülkemizde çok etkin bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Nitekim 20 yıl önce ülkemizde yapılan bir çalışmanın (TÜMAR çalışmasının) sonuçları ile kıyaslandığında, kalp krizine bağlı hastane içi ölüm oranının 20 yıl içinde %50 oranında azaldığı görülmüştür. Bu azalmada kalp krizine yönelik tedavilerin gelişmesi ve bu tedavilerin ülkemizde etkin bir şekilde uygulanıyor olmasının rolü yadsınamaz.