Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Protetik Bölümü Öğretim Üyesi
Dolayısıyla ilk bakışta çiğneme fonksiyonu ön plana çıkmakla birlikte dişlerin yüz estetiği ve konuşmaya katkısı da göz ardı edilemeyecek özelliklerdir. Üstelik bu özellikler toplumların eğitimleri arttıkça veya sosyokültürel ve ekonomik durumları iyileştikçe daha da ön plana çıkmaktadır. Bu beklentiler aynı zamanda sadece dişlerin kendileriyle sınırlı kalmayıp birbiri ile ilişkileri, pembe estetik dediğimiz dişeti sağlığı ve seviyeleri, hatta burnumuza hitap eden koku özellikleri ile de ele alınabilmektedir.
Bu arada şüphesiz ki dişler ifade ettiğimiz üzere sindirim sisteminin başlangıcında yer alan en önemli organların başında bulunmaktadır. Dişlerimiz, ağzımıza aldığımız besinlerin etkin bir şekilde sindirilebilmesi için küçük parçalara öğütülmesinde görev alırlar. Eksik veya çürük dişler, besinlerin yeterince öğütülmeden yutulmasına; dolayısıyla da doğru bir şekilde sindirilememesine neden olurlar. Ne yediğimizi bilemememiz veya yediğimizin tadına varamamamız bizlerin daha kalitesiz beslenmesine, doyma hissimizi kaybedip daha fazla gıda tüketmemize, böylelikle de hem yiyeceklerin tadına varmamamıza hem de kontrolsüz beslenerek kilo almamıza neden olabilmektedir. Aslında bu aşamada gelişebilecek bir kısır döngüye de dikkat çekmekte fayda olduğu son derece açıktır: Bizler özellikle karbonhidrat ve şeker içeriği fazla abur-cubur tabir edilen sağlıksız gıdaları tükettikçe sadece aşırı kilo alma riski ile karşı karşıya kalmamakta, aynı zamanda ağız sağlığımız da bozulmaktadır. Bozulan ağız sağlığımız da ne yazık ki yeme alışkanlıklarımızın çiğneme fonksiyonu gerektiren besinlerden daha rahat tüketilen abur cuburlara kaymasına yol açmakta ve olumsuz bir döngü oluşmaktadır.
Bütün bunların yanı sıra özellikle yaş almış bireylerde çürük ve eksik diş riskinin yanında bir hastalık nedeniyle olmaksızın sadece yaş almaya bağlı fizyolojik olarak da bazı doku ve işlev değişiklikleri söz konusu olur. Bu değişiklikler dişeti veya ağız mukozasındaki doku değişiklikleri olabileceği gibi tükürük bezlerindeki ileri yaşa bağlı tükürük miktarında veya akış hızındaki azalmalar olarak da karşımıza çıkabilir. Tükürük; hem ağız içerisindeki dişeti dokusunu hem de dişleri ıslatarak bir taraftan temizlik görevi yaparken, bir taraftan da bu dokuları kayganlaştırarak gıdalara bağlı gelişebilecek mekanik yaralanmalardan korur. Ayrıca tükürüğün dişler tarafından öğütülen besinleri ıslatarak içerisindeki enzimler ile sindirim sürecini başlattığı ve besinler içerisindeki mineral gibi yararlı maddelerin açığa çıkmasını, yani salınmasını da sağladığı düşünüldüğünde genel sağlığımız açısından da önemli olduğu göz ardı edilemez. Tükürük miktarı ve kalitesindeki azalmalar da bu nedenle yine sağlıksız beslenmeye veya kilo alımına neden olabilmektedir. Yine toplumumuzdaki yetersiz ağız bakımına bağlı veya yaşa bağlı diş kayıplarının da protezler ile telafi edildiği, bu protezlerin uygun malzemeler kullanılmadan veya uygun olmayan şekilde hazırlanmalarının da çiğneme fonksiyonunu azalttığı unutulmamalıdır. Kaldı ki uygun hazırlanmış olsalar bile özellikle takma diş diye tabir edilen hareketli protezlerin, doğal dişlerimiz kadar çiğneme etkinliğinin olmadığı bilinen önemli bir gerçektir.
Son olarak sistemik yani vücudumuzun genel işleyişine ait bazı hastalıkların ilk belirtilerinin ağız içerisinde görülebileceğinin hatırlanması; yıllık rutin diş hekimi kontrollerimizin sadece ağız ve diş sağlığımız açısından değil, aynı zamanda genel sağlık kontrollerimizin bir parçası olması açısından da önemi unutulmamalıdır.