Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Nöroloji AD Öğretim Üyesi
Beyinde meydana gelen geçici, anormal aktivite sonucu ortaya çıkan klinik bir durumdur. Kendini nöbet dediğimiz ataklarla göstermektedir. Epileptik nöbetler sırasında hastada geçici olarak ortaya çıkan bilinç ve davranış değişiklikleri olmaktadır. Nöbet sırasında halk arasında sara krizi dediğimiz büyük nöbetler; çenede kitlenme, kasılmalar, hastanın tüm vücudunda kasılma şeklinde görülebileceği gibi saniyelerden 1-2 dakikaya kadar süren boş bakma, dalma ve bilinç kaybı olarak da yaşanabilir. Nöbetler bu şekilde kısa süreli olduğunda beynin hangi bölgesinden başlıyorsa o bölgeye ait bulguları da hastada görüyoruz. Örneğin, etrafta olmayan kısa süreli kötü kokular alma, korku hissi, dejavu hissi, görme bozukluğu, kulağa ses gelmemesi, gibi şikâyetler ile nöbet başlayabilir. Nöbetin yayılması ile birlikte kasılma, el ve ağızda değişik kasılmalar ve çiğneme hareketleri görebiliyoruz.
Epilepsi çok çeşitli klinik bulgularla seyredebiliyor. Her nöbet geçiren hastaya epilepsi tanısı koymuyoruz. Uluslararası Epilepsiyle Savaş Derneği’nin de sınıflamasıyla, hastada 54 saatten uzun aralıklar ile 2 veya daha fazla nöbet görüldüğünde epilepsi hastalığı teşhisi konulabiliyor. Toplumda %0,5-1 sıklığında görülebiliyor. Hastanın nöbet özelliklerine bakarak teşhis koyulmaktadır. EEG dediğimiz kafatası üzerine yapıştırılan elektrotlarla yapılan beyin dalgalarını gösteren bir teşhis yöntemi kullanılmaktadır. Nöbet sırasında hastanın farkındalığı ve bilinci bozulduğu için bulguları nöbeti gören kişiden öğrenebilmek çok yararlıdır. Artık teknoloji çok gelişti, cep telefonuyla çekilen videolar ve etraftaki kamera kayıtlarıyla da bu durumlar görülebilmektedir. Ya da epilepsi merkezlerine yatırarak EEG’sine ve eş zamanlı video kayıtlarına bakılarak epilepsi teşhisi koyulabilmektedir.
Epilepsi hastalıklarının nedenleri çok çeşitlidir. Doğumla birlikte başlayan, doğumda oksijensiz kalma veya yıllar sonra ortaya çıkan beynin oksijensiz kalmasına neden olacak çeşitli hastalıklar altta yatan nedenler olabiliyor. Onun dışında yine kafa travmaları özellikle bilinç kaybına neden olan travmalar önemlidir. Beyinde yer kaplayan lezyonlar, tümörler, kanamalar veya beyin damar tıkanıklıkları neden olabilir. Merkezi sinir sistemi enfeksiyonları, özellikle çocukluk çağında veya ileri yaşta geçirilen menenjit neden olabilir. Bunların dışında kalıtımsal veya genetik hastalıklar altta yatan nedenler arasında olabiliyor. Son yıllarda ortaya çıkan tüm teknolojik yöntemlere rağmen yine nedenini saptayamadığımız hastalar bulunmaktadır.
En başta tetikleyici faktör olarak uykusuzluğu görüyoruz. Özellikle gece nöbet geçiren hastalarda bu en önemli faktördür. Yani hastanın düzenli olarak gece 11-12 ile sabah 6-7 arasındaki uykusunu gece saatlerinde düzenli alması gerekiyor. Bu saatlerde melatonin gibi nöbet önleyici hormonlar salgılanıyor. Yine açlık çok önemli, hastaların düzenli ve öğün atlamadan beslenmesi gerekmektedir. Açlık ve stres hormonlarıyla birlikte nöbetler tetiklenebilmektedir. Televizyon, telefon gibi aygıtların kullanımı da, özellikle karanlık ortamda ışığın çok göze gelmesine sebep olan kullanımla nöbet artışları tetiklenmektedir. Stres önemli bir faktördür. Bunun dışında merkezi sinir sistemimizi uyaran kahve, çay, gazlı içecekler de az tüketilmelidir. Epilepsi tedavisi dışında kullanmanız gereken ilaçlarla ilgili mutlaka hastayı takip eden hekimin bilgilendirilmesi önemlidir. Ve vücudumuzun herhangi bir yerinde oluşan enfeksiyon da hastalığın oluşumunu tetikleyebilmektedir.
Epilepsi hastalığının tedavisi anti epileptik ilaç olarak adlandırılan nöbet önleyici ilaçlarla yapılmaktadır. Hastanın nöbet tipine uygun ve hastaya uygun ilaçlarla tedavi gerçekleştirilmektedir. Hastanın yaşına, cinsiyetine, diğer hastalıklarına ve kullandığı diğer ilaçlara bakarak ilaçların seçilmesi de önemlidir. İlk başlanan ilaçlarla başarı oranı %50-60’larda görülmektedir. Bu ilaçla başarı sağlanamaz ise tedaviye ikinci bir ilaç eklenebilmektedir. Çoklu ilaç tedavisi ile de %70 hastanın tedavisi sağlanabilmektedir. Epilepsi nöbeti geçiren hastaya su dökmek, kolonya ve soğan koklatmak doğru yaklaşımlar değildir. İlk başta hastayı güvenli bir şekilde yere yatırmak, üstünü başını rahatlatmak ve etrafındaki çarpacağı eşyaları kaldırmak gerekir. Nöbet başladıysa ağız içi sıvılarının akciğere kaçmaması için hastayı kesin yan çevirmeliyiz. Nöbet geleceği hissi varsa, ağzına dilini ısırmaması için aparat yerleştirebiliriz. Nöbetler genellikle 1-1,5 dakika içinde sonlanır. Sonlanmazsa damardan anti epileptik ilaç verilmesi gerekebilir ve hasta en kısa sürede hastaneye ulaştırılmalıdır.
İlaç tedavisine dirençli olan ve nöbetleri devam eden bir hasta grubu vardır. Bu hastalar iyi bir cerrahi adayı mıdır? Ameliyat olabilir mi? Ameliyat olursa kalıcı bir hasar olmadan nöbetsiz hayata devam edebilirler mi? İşte tüm bu soruların cevapları çok çeşitli tetkiklerle ve uzun bir süreçte araştırılmaktadır. İlk başta bir özel odada yaklaşık 5-7 gün arasında hastaların nöbetleri izlenmektedir, nöbetlerin kaynaklandığı alan bulunmaktadır ve lokalize edilmektedir. İlk önce sorunun beynin hangi bölgesinden geldiğinin saptanmaya çalışılması önemlidir ve bu tespit yapıldıktan sonra cerrahi konsey multidisipliner olarak hastayı değerlendirmektedir ve operasyon konusunda karar vermektedir. Cerrahi öncesi hastanın yapılan detaylı tetkikleri ile hastanın cerrahiden maksimum düzeyde yararlanması amaçlanmaktadır.
Hangi cerrahi yolun tercih edileceğine gerçekleştirilecek konseyde beyin cerrahları ile birlikte karar verilmektedir. Sorunu doğuran ve lokalize edilen bölge çıkarılabilir mi? Nöbet çıkarılamayacak bölgeden geliyorsa fonksiyonel cerrahi dediğimiz başka bir teknik uygulanabilir mi? Bunların başında da nöbet yayılım yollarının kesilmesi işleminin yapılması değerlendirilmektedir. Özellikle beyindeki temporal lobdan gelen nöbetlerde hasta cerrahi yöntemle %75-80 oranında nöbetsiz hale gelebiliyor. O nedenle erken dönemde nöbetlerin kalıcı etkileri olmadan hastayı eğer yapılabiliyorsa cerrahiye yönlendirmek faydalı olabilir.

Hastaya tedavilerinde en uygun ve zarar vermeyecek ilaçlar tercih edilmektedir. Yan etki olup olmadığına göre kontrollü bir tedavi takibi sağlanması önemlidir ve hastanın kan ilaç düzeyleri devamlı olarak kontrol edilmektedir. Doğurganlık döneminde kullanılacak epilepsi ilaçları mevcuttur. Bebeğe de anneye de zarar vermeyen ilaçlar verilmektedir. Lohusa epilepsi hastası emzirebilir, çocukta herhangi bir problem görülmemektedir.